Gökhan Yarımca

Kefaret

Kocaman bir salondu burası. Ortasında yuvarlak bir masa ve beş sandalye bulunuyordu. Her sandalyenin başlığında anlamlarını çözemediği figürler gördü. Tam arkasındaki duvarda bir tablo vardı ve bu tabloda inanılmaz detaylar ile çizilmiş bir figür olduğunu fark etti. Uçuşan pelerini, orağı ve o dipsiz kuyu yüzü… Bir tepenin üzerinde uçuşan pelerini ile bir elinde orağı, diğer elinde ağaçlar arasındaki bir evden iplere bağlı beş insanı çekerken çizilmişti. Birden bu evin Kaanın evi, tablodakilerin de kendilerinin olduğunu anlayınca var gücü ile geri koşmaya çalıştı. Ancak el onu tekrar yakalayıp geri çekmeye başladı. Birden sandalyelerden biri geri çekildi ve Türkkan ona sert bir şekilde oturtuldu. Sandalye ileri giderek masaya doğru kaydırıldı. Elleri, masanın üzerinde bulunan ve tam da onun ebatlarındaki oyuklara çekildi. Sol eli, oluşan kırıktan ötürü o kadar canını acıtmıştı ki kendine hâkim olamayarak avazı çıktığınca bağırdı. Ne var ki bittiğini sandığı şiddet henüz bitmemişti…


    Hiçbir şey onların kontrolünde değildi artık!

Gökhan Yarımca, içindeki eşsiz kudreti, olağanüstü anlatımıyla, ayrıcalıklı olarak siz değerli okurlarıyla paylaşıyor. Okuru uç noktalara sürükleyen, gizlerle dolu satırlarında kendinizi karakterlerin yerine koymak istemeyeceğiniz güçte bir yapıt.


    Ölüm karşısındaki çaresizliğin başlangıç hikayesi. Bu romanda gerçek yaşanmışlıkların anlatımıyla, son sayfayı çevirdiğinizde esrarengiz olayların gizemli yanlarını okumuş olacaksınız.